Hayal_et

01.04.2026

Şu an bu satırları okurken parmak uçlarınızın değdiği ekranın sıcaklığını muhtemelen

hissetmiyorsunuz bile. Çünkü zihniniz çoktan camın ardındaki yabancıların mutfağına, yatak

odasına, en mahrem dertlerinin ortasına sessizce süzüldü. Baş parmağınızın o bildik,

otomatiğe bağlanmış yukarı kaydırma hareketiyle birinin sabahına uyanıp bir başkasının

akşamında oyalanırken, nerede başlayıp nerede bittiğini unuttuğunuz kesintisiz akışın içinde

önce bir izleyiciye, sonra bir tanığa dönüşüyor, kendi hayatınızın içinden adım adım geri

çekiliyorsunuz. Hiç gitmediğiniz evlerin ışıklarının tonu belki odanızdan daha tanıdık geliyor,

hiç konuşmadığınız birinin yüzündeki en küçük gölgelenmeyi sanki yanındaymışsınız gibi

fark ediyor, o gülünce hafifliyor, üzülünce içinizden bir şey eksiliyormuş gibi

hissediyorsunuz. Artık sadece bakmıyor, gördüğünüz şeyin içine kendi duygunuzu sığınmacı

gibi yerleştiriyor, orada aslında hiç olmayan bir yeriniz varmış gibi hayal ediyorsunuz.

Gerçekte cam duvara çarpan ve geri dönen bir bakışsınız; yoksunuz...En sarsıcı yanı, tanıklık

ettiğiniz insanların orada olduğunuzdan, onlar için sızlandığınızdan haberleri yok, varlığınız

hayatlarında iz bırakmıyor. Siz, onların dünyasında boşluğu kendi ruhunuzla doldurmaya

çalışırken, sizin yokluğunuzun konforunda yaşamaya devam ediyorlar. Bu tek taraflı sızı,

milyonlarca insanın paylaştığı isimsiz bir yalnızlığa dönüştüğünde, bilim dünyası buna

"parasosyal etkileşim" dedi. Bu süslü kelimenin arkasında yatan gerçek ise duygusal

kandırmaca: Zihninizin, ekrandaki yabancıyı gerçek dost, sevgili ya da sırdaş sanıp duygusal

yatırım yapması, ama karşı taraftan karşılık alamamasıdır. Yani siz onun için ağlarken, o sizin

varlığınızdan bile haberdar değildir; bu, iki kişilik görünen ancak aslında tek kişilik bir odada

kendi gölgenizle konuşmaktan farksız olan döngünün adıdır. 1956'da Horton ve Wohl'un tarif

ettiği tek taraflı bağ döngüsü, uzun süre sadece akademik bir tanım olarak kaldı. Ancak

2025'in sonlarına doğru Cambridge Dictionary'nin "parasosyal" kelimesini yılın kelimesi

seçmesiyle birlikte, insanlar ilk kez ne yaptıklarını, neden kendi hayatlarından firar edip

başkasının vitrinine sığındıklarını açıklayan gerçeklerle yüzleştiler. Artık parasosyal etkileşim

dediğimiz şey sadece kavram değil, izleyenlerin fark etmeden içinde yaşadığı bir düzen haline

geldi. Çünkü gerçek bir insanla, hayatın içinde bağ kurmak cesaret ve emek ister, yanlış

anlaşılmayı, reddedilme sancısını, hatta bir gün tamamen yok sayılmayı göze almayı

gerektirir. Bunun aksine uzaklardaki dijital figür siz ekranı kapatmadığınız sürece gitmez, size

"hayır" demez, çünkü sizi duymaz, sizi bilmez, size dönmez. Bu sahte yakınlığın içinde

görülme ve sevilme ihtiyacınızı karşılıksız bir akışa bırakırken zamanınız, dikkatiniz,

duygunuz geri dönmeyecek bir kara deliğe doğru usulca akmaya başlar...İzlersiniz, tanıklık

edersiniz, sonra yaşamaktan çok hayal etmeye başlarsınız ve bu geçiş o kadar sessiz olur ki

fark edilmez. Ta ki ekran kararana kadar...

Ekran karardığında odanıza çöken hafif, inatçı boşlukla göz göze gelirsiniz. Sanki bir yerden

çıkmışsınız ama hiçbir yere varamamışsınız gibi bir eksiklik... Karanlığın içinde ruhumuzun

fısıltısını saran düşünce seslenir: hayal et… Birinin sizi gerçekten gördüğünü, gerçekten

duyduğunu, size döndüğünü hayal edersiniz. Sonra hayalin içinde bile öylece asılı duran

mesafe hissedilir. Hâlâ uzaktasınız, sadece seyredensiniz. İnsan, yaşamayı bıraktığında önce

izleyen bir tanığa, sonra kendi zihninin içinde kurduğu sahnelerin sakinine, en sonunda da

kendi hayatının içinde dolaşan bir hayalete dönüşür. Başkalarının kurgulanmış mutluluklarını

alkışlamaktan avuçlarımız patlamadı mı? Belki artık yaralı, tozlu ama gerçek yolumuza

dönme vaktidir. Kendi sesimizin tonunu başkalarının gürültüsünden geri almadığınız sürece

bu dijital akvaryumda hayatımızın öznesi değil, sadece camın dışından bakan bir siluet olarak

kalacağız. Ekranı kararttım ve telefonun soğumasını beklerken ruhumuzun neden bu kadar

soğuk olduğunu düşünüyorum... İçimde tekrar kâğıdı kalemi hissetmenin özgürlüğü. Gerçek

hayat, parmak ucundaki sahte akışın bittiği yerde değil, birinin gözlerinde kendi kusurlu ama

kanlı canlı yansımanı bulduğun o cesur anda başlıyor. Mutluyum. Zira her hayal, aslında

hakikate çekilmiş ince bir perdedir ve insan o perdenin nakışlarında kayboldukça kendi olur...

Oysa aşk, o perdeyi tek lahzada kül eden gizemli ateştir ve ancak o ateşte yanmayı göze

alanlar, hayal ettikleri eşsiz sırrın bizzat kendileri olduğunu anlarlar.

Share