Sahi, Yuva Nedir?

22.04.2026

Modern Aile Yapısı ve Yuva Kavramı: Eşya mı İnsan mı Daha Kıymetli? 

Çoğu aile, içinde yaşamak için değil, başkaları gıpta etsin diye tasarlanmış bir sosyal vitrin cehenneminde nefes almaya çalışıyor. Her şeyin yeri belli, fiyatı yüksek ama ruhu eksik...
Türk ailesinin kolektif şizofrenisi olarak tanımladığım misafir odalarını da hiç sevmem Bu odalar yabancılar için rezerve edilirken, evin evladı nerede, nasıl büyüyor?
Bir çocuk düşünün; kendi evinde basmaya korktuğu halılar, oturulması yasak koltuklar arasında işgalci gibi yaşıyor. ​Annesinin koltuk lekesi için babasının arabanın temizliği için kopardığı fırtınayı gören bir çocuk; eşyanın insandan, malın candan daha kıymetli olduğunu öğrenerek büyüyor.
​Evin kadını da bu vitrin cehenneminin en mahir gardiyanı, aslında en yaralı mahkûmu. Bizim toplumumuzda kadınlar, yaldızlı fincanlardan bir kez bile huzurla kahve içemez. Çünkü o fincanlar kadının keyfi için değil; el âlemin "ne kadar tertipli" takdiri için nöbet tutarlar. Toplumun ona yüklediği "mükemmel ev kadını" prangası yüzünden, dökülen bir bardak meyve suyu kadının itibarının yerle bir olmasıdır. Bu yüzden bağırır çocuğuna; çünkü o leke, sahte düzenin üzerindeki bir kurşun deliğidir. Evin kadını, perdeleri atletleri beyazlatamadığında, dağınıklığı toparlayıp kusursuz sergilenen ev sunamadığında aldatımanın terk edilmenin vazgeçilebilir olmanın korkusuyla yaşıyor. Toplum olarak bunu hep birlikte dayattık Temizlik hastası olarak nitelediğiniz kadınlar aileyi birarada tutmanın baskısı altında yaşıyor ve böyle büyütülüyor olabilirler mi?
​Peki ya bu cehennemin görünmez ortağı, o görkemli sahnelerin finansörü erkek? Avcı olup eve rızık getirirken, taksitlerini ödediği koltuklara yabancılaşır. Kapıdan girdiği an başlayan "aman halıya basma" uyarıları arasında, babalık otoritesini sadece karne notlarını, arabasının temizliğini ve harçlıkları sorgulayarak kanıtlamaya çalışır. Kendi yuvasında bir gölgeye dönüşürken, ruhunu ya dışarıdaki hayata ya da telefonun soğuk ekranına meze yapar. Evin erkeği, yabancılar için kilitlenen salona giremediği için, yorgun argın evine gelip dinlenecek huzurlu bir yer bulamadığı için taksitlerini zorlukla ödediğiniz koltuklarla halıya basma uyarıları arasında mülteci gibi ya da değersiz hissediyor mudur?
​Aile adı altında İki maaşlı, iki finansörlü "taksit ödeme koalisyonları" kurduk. Ev artık dinlenilen bir liman değil, borçların sergilendiği şık bir bekleme salonu. Karı-koca arasındaki irinli sessizlik, mutfak tezgahının mermerinden bile soğuk... Bazı evlerde ebeveynler birbirine söyleyemediği zehirli cümleleri, çocuğun başarısı üzerinden birbirlerine kusuyorlar. Akademik dünya buna "yansıtmalı kimlik" diyor, ben ise "ruh hırsızlığı." ​Porselenleri tozlanmasın diye perdeleri sımsıkı kapalı müze evlerde; hayalleri budanmış, boyunlarına karne notlarından barkod, sırtlarına okul isimlerinden üniforma astığımız projeler imal ediyoruz. Sonra da kendimizi ebeveyn sanıyoruz. Çocuklarımızın gözlerinin içine bakmak yerine, barkodlarını okumayı tercih ettiğimiz sürece; evlerimiz birer yuva değil, yarım kalmışlıklarımızı yamayan yüksek maliyetli başarı protez fabrikaları olarak kalacak..
​Odası dağınık diye bağırırken nasılsın diye sormayı unuttuğumuz çocuklarımızı birer aksesuar gibi yanımızda taşıyor, şefkati 'performans ödülüne' çeviriyoruz. Geleceğini kurtardığımızı sanırken, bir çocuğun kendisi olma cesaretini ellerimizle boğuyoruz. Hepsi mükemmel olmak zorunda hepsi üstün zekalı!
​Farkında mısınız? Evlatlarımıza ancak ebeveynlerinin gurur duyacağı bir 'sonuç' oldukları sürece evde bir yerleri olduğu mesajını veriyoruz.
Biz doktor olamadık diye tıp okumak zorunda kalan, biz müzik aleti çalamadık diye parmakları uyuşa uyuşa piyano konseri veren, itibarımız artsın diye bale yapan ama parmak uçlarında dururken kendi ayaklarının üzerinde duramayan ne çok çocuk tanıdım ben Bayramlarda hadsiz akrabalara sırf siz ayıp olmasın diye yanıt verdiğiniz için sözlü sınav veren çocuklar Mutsuz yapayalnız çocuklar! Kim olduğunu öğrenme fırsatı vermediğiniz ve en acısı tanıma zahmetine girmediğiniz boy boy projeler! Zaman ayıramadığınız için markalarla donattığınız Sonra da o markaya zarar gelmesin diye kalbini kırdığınız ve değersiz hissettirdiğiniz çocuklar
Gözlerine gerçekten bakmadığınız, başını gerçekten okşamadığınız evlatlarımızdan bahsediyorum Olmayanın acısından haberdarız belki ama ben sizlere Var olan annenin babanın yokluğundan bahsediyorum Çok daha büyük bir kayıp çünkü
Oysa çocuklar narsistik hayallerimizin tamir kiti değildir; her biri kendi gökyüzünde kanat çırpmaya gelmiş özgür birer ruhtur.
Gece başını yastığa koyduğunda; "Acaba yarın o sınavdan düşük alırsam, başarılı olamazsam, benden istediklerini gerçekleştiremezsem annem babam beni sever mi?" diye ağlayarak uyuyan çocukların farkında mısınız? Verdiğiniz değersizlik duygusuyla iş ya da özel hayatlarında yapacakları yanlışları? Karşılarına çıkacak ilk fırtınada nasıl yıkılacaklarının ya da ebeveyn davranışlarının toplumsal yanlışların nasıl öfkeye umutsuzluğa şiddete dönüşeceğinin ve hatta dönüştüğünün farkında mısınız?
​Sahi yuva nedir?
​Bence yuva; insanın eşyadan, ruhun maddeden daha kıymetli sayıldığı güvenli dağınıklıktır. Hayatım boyunca kurgulanmış fakat yaşanmayan evleri; birbirini tamamlamayan, geliştirmeyen, ispata muhtaç samimiyetsiz ilişkileri; imaj yönetimi üzerine kurulmuş hayatları sevmedim Misafir odalarını da. 

Share