Yazılarım

Dün, bir alışveriş merkezinin göz alan ışıkları altında, zamanın ikiye bölündüğü sarsıcı saniyede durdum. 22 Nisan'dı; bir sonraki güne duyulan saf, çocuksu heyecan havada asılıydı. Vitrinlerin önünde, yeni alınmış pabuçlarının gıcırtısını birer madalya gibi taşıyan, kırmızı-beyaz tişörtlerinin içinde kalbi kuş gibi çırpınan çocuklar gördüm....

Modern Aile Yapısı ve Yuva Kavramı: Eşya mı İnsan mı Daha Kıymetli?

Güneş henüz şehrin gri, yorgun suratına dokunmadan, içimizdeki devasa çark çoktan gürültüyle dönmeye başlıyor. Daha gözümüzü açmadan, yastığa başımızı koyduğumuz o birkaç saatlik uykunun teyel yerlerinden sökülüyoruz. Çaydanlık kaynamadan önce, belki bir kadın cinayeti haberiyle içimiz yanıyor. Ev halkı uykunun huzurlu limanındayken, zihnimizde bin...

Dün, koyu gölge vaktinde, iki kıymetli hocamla kelimelerin kalbe değdiği bir an yaşadık.

Gökyüzü tavan gibi alçalmış, gri bir el şehri avuçlarının içine almış; nefes aldıkça boğazımda an be an artan kurşuni ağırlığı hissediyorum. Üzerimde herkesin yükünü bir başkasına taşıtmaya çalıştığı günlerin yorgunluğu. Etrafımdaki binalar kirli sarı. Yüzyılların isini taşıyan kireçtaşı surlar gibi yükseliyorlar. Her taşta bitkinlik, her pencerede...

Hayal_et

01.04.2026

Şu an bu satırları okurken parmak uçlarınızın değdiği ekranın sıcaklığını muhtemelen

Eğitimi sadece etiket değil, toplumsal dönüşüme dair bir mekanizma olarak yeniden kurgulamaktan geçiyor Bugün eğitimdeki yönsüzlükten bahseden pek çok makale düştü önüme? Kimisi akademik kimisi sokağı anlatıyordu

Bir zamanlar ayaklarımızın altında duran toprak ekranların soğuk camına dönüştü; parmak uçlarımızla dünyanın nabzını tuttuğumuzu sanıyoruz ama kendi ruhumuzun sesini kaybediyoruz. Topraktan veriye, unutuştan algoritmaya savrulduk. Peki, hâlâ kendimize tutunabilir miyiz?