Zamanımızı Kim Çalıyor?
Anahtarı kilitte çevirdiğin o akşamüstünü hatırla.

İçeri girersin, kapı kapanır ve evin içine ağır, dilsiz bir sessizlik çöker. Hiçbir resmiyeti olmaksızın, o kapının ardında görünmez bir sözleşme yürürlüğe girer. Erkek, salondaki koltuğa yerleşip telefonunu eline alır, onun için zaman biraz olsun durur. Kadın içinse ikinci vardiyanın ağır çarkı dönmeye başlar. Mutfaktan gelen tencere sesleri, tezgâha çarpan bardaklar, katlanan çamaşırlar, bir çocuğun yarım kalmış ödevi, yarına hazırlanacak çanta, eksilen deterjan, unutulmuş bir telefon araması… Bu ülkenin evlerinde kadınlar her gün tam dört saat üç dakikasını bu görünmeyen fabrikaya veriyor. Erkeklerin aynı hayata, aynı yuvaya, aynı ortak düzene ayırdığı süre ise sadece elli sekiz dakika. Aradaki üç saatlik uçurum, toplumun en sessiz adaletsizliğidir. Adına yuva deyip kutsadığımız mekân, bir taraf için sığınakken, diğer taraf için mesaisi, sigortası ve emekliliği olmayan bir ömür törpüsüne dönüşüyorsa, sıcaklıktan önce adaleti konuşmak gerekir. Kadının ömründen her gün saatler eksiliyor... Birilerinin hayatı daha pürüzsüz aksın, sofra hazır olsun, ev düzenli görünsün, çocuk yetişsin, yaşlı unutulmasın diye... Bütün bunlara çoğu zaman sadece ev hâli deyip geçiyoruz. Günün adil dağıtılmayan kayıp saatleri, gecenin karanlığında hepimizi aynı noktada eşitliyor: Zamansızlıkta ve yalnızlıkta. Sonra mutfağın ışığı söner, salona geçilir. Yan yana oturulmuştur ama aslında herkes kendi uzaklığındadır. Salondaki karanlığı yüzlerimize vuran çiğ mavi ekran ışığı aydınlatır. On yıl önce bu toplumun yalnızca üçte biri sosyal medyada vakit geçirirken, bugün on kişiden yedisi dipsiz kuyunun içinde, parmağıyla bir şeyleri yukarı doğru kaydırıyor. Biz dinlenmiyoruz. Ekran karşısında topluca uyuşuyoruz. Başkalarının vitrin hayatlarını yukarı kaydırırken, kendi biricik hayatımızı aşağı yuvarlıyoruz. Telefonlarımızı şarj ederken ruhumuzu yavaş yavaş boşaltıyoruz. Bu sessiz teslimiyetin ilk kaybı, birbirimize varmak için kurduğumuz kelimeler oldu. Gazete, dergi, kitap okuma oranımız yüzde 39'lardan yüzde 20'lere geriledi. Artık uzun cümlelere sabrımız yok. Bir fikrin peşinden sayfalarca gitmek ağır geliyor. Hayatı 15 saniyelik videolardan, dünyayı ise parlak başlıklardan ibaret sanıyoruz. Sayfalar hayatımızdan çekildikçe geriye daha çabuk öfkelenen, daha az dinleyen, daha kolay savrulan kalabalıklar kalıyor. Toplumun entelektüel zemini altımızda çatırdıyor ve o sesi duymamak için an be an ekranın sesini biraz daha açıyoruz. En can acıtıcı sahne, sessizce büyüyen çocukların sahnesi. Bir çocuk, okulda yaşadığı küçük bir sevinci ya da kalbine oturan hüznü anlatmak için başını kaldırdığında, annesinin ya da babasının gözlerini ekrana kilitlenmiş buluyor. Sadece ekmeğin değil, günün, kederin, neşenin de bölüşüldüğü eski sofraların yerini herkesin kendi elindeki küçük ekranda tek başına beslendiği kopuk anlar alıyor. Evlerde kelimeler azalıyor. Göz teması kayboluyor. Çocuklar dertleşmeyi, paylaşmayı, birinin gözünün içine bakarak acısını anlamayı öğrenemiyor. Sonra onlar da susuyor. Teselliyi, yine zamanı çalan ekranların şefkatsiz dünyasında arıyor. Aynı çatının altında kendi ellerimizle dijital yetimler büyütüyoruz. Bu sayılar, bu manzaralar birer istatistik değil, aynı evin içinde birbirinden uzaklaşan insanların, yorgunluğu görülmeyen kadınların, sesi duyulmayan çocukların ve kelimelerini kaybeden bir toplumun hikâyesi. Zamanımız bir anda yok olmuyor. Her akşam mutfakta paylaşılmayan yükün altında, ekran ışığında soluyor, açılmayan kitapların arasında sessizleşiyor, yüzüne bakılmayan çocukların suskunluğunda iz bırakan boşluğa dönüşüyor. Eğer toplum kendi ruhunu yeniden bulacaksa, önce bu sessiz eksilişle yüzleşmek zorunda. Dijital gürültüyü kısmak, evdeki emeği bölüşmek, kelimelere yeniden dönmek ve en önemlisi başımızı ekranlardan kaldırıp yanımızdakinin gözlerinin içine bakmak zorundayız. Çünkü hayat, parmaklarımızın ucundan akıp giden sanal dünyadan çok daha gerçek ve ne yazık ki, geri dönüp yeniden yaşanamayacak kadar kısa.
Kaynak: TÜİK 2025 Zaman Kullanım Araştırması.
